Saygı

BU YALNIZCA SİTEM!

Saygı Günenç

yalnizcasitem

Değişiyoruz… Teknolojik çağla birlikte modernleşiyoruz. Değişmesine rağmen hala faydalı olmayan sistemlerden biri eğitim sistemi… Ancak sistemdeki aksaklıklara rağmen, bir nebze olsa yüzümüzü güldüren, emanetimiz çocuklarımıza hakkını veren, aksi bürokrasiye rağmen ideal toplumun tohumlarını eken yeni nesil öğretmenlerimiz var…

1980-1990 yıllarının öğrencisiyim ben. o zamanlar öğretmenlerimizden çok korkuyorduk. Anne-babalarımızdan bile bu kadar çekinmiyorduk. Toplumun içinde bulunduğu kültürel dönem gereği, eğitimi de (şu an iş hayatında yapılan yanlışlar gibi) “komuta etme” yöntemiyle uyguluyorlardı.

-670 Ahmet tahtaya kalk. Göster boğazların yerini. Kafan basmıyor mu oğlum çabuk otur yerine sıfır! Ayşe kızım sen göster de anlasın şu(?)

-Sana konuşma dedim, cezalısın; ders boyu tek ayak üstünde duracaksın. Geç kapıya!

-Bu ödev yapılacak yoksa babalarınıza bildiririm!

-Kurallara uymazsan, disiplin kuruluna veririm!

Otoriteyi baskıyla kurmak isteyen öğretmenlerimiz, iş körlüğünden olsa gerek karşılarında miniminnacık korku dolu gözleri hiç görmüyorlardı. Müfredat adı altında, kalıplaşmış konularla dersler işleniyordu. Eğer farklı bir fikrin varsa ve söylüyorsan direk eleştiri hatta aşağılamayla karşılaşılıyordu.

karatahta

Öğretmenden sonra sınıfa girdiğinde, tahtanın önünde tesbih misali sıra olup, bir yandan öğretmenimizin tehditlerini, bağırmasını dinliyor, diğer yandan bir araya getirdiğimiz parmak uçlarımıza (tırnaklarımıza) vuran cetvelin acısıyla, sessizce bağırıyorduk. Dersin ortasında koridorda dövülen öğrencinin dayak sesleri, bizi ürpertir ama öğretmenimiz “önünüze bakın” diye bağırdığı için kitaplarımıza konsantre olmaya çalışıyorduk.

Okul yönetiminin ise pek farkı yoktu ki. Çorabın üzerindeki minicik desen yönetmeliğe uygun değil diye okula bile alınmıyorduk. Ya annemiz yıkayamamışsa, ya paramız yoksa? Ya alamıyor ve başkasının çorabını giyiyorsak? Kendini bir öğretmenin karşısında ifade etmen mümkün mü? Alıştığın tokatlardan biri inince suratına zaten bir şey ifade etmediğini bir kez daha anlıyorsun…

Ama biliyor musunuz? Çocuk olmak dayak yiyeceğini bile bile konuşmaktır. Biz de sürekli dayak yiyorduk…

Her şeye rağmen, sevgi dolu yüreğimizle şarkı mırıldanıyorduk. “Öğretmenim canım benim, seni ben pek çok pek çok severim. Sen bir ana, sen bir baba, her şey oldun artık bana. Okut, öğret beni var et, yurda yarar bir insan et.” Ve her şeye rağmen öğretmenlerimize hiç saygısızlık etmiyorduk…

Elbette idealist, insan sevgisiyle dolu, eğitimi doğru şekilde veren, çocuklara gerçek anlamda katkısı olan öğretmenlerin sayısı oldukça fazlaydı. Ama ben ve sınıf arkadaşlarım bunu hiç göremedik…

Ailelerimiz ise, öğretmenlik mesleğinin kutsallığına güvenerek “ağaç yaşken eğilir” psikolojisiyle tamamen güvendikleri eğitim sistemine bizi teslim ediyorlardı.

kopyac

Peki biz derslerden ne mi öğrendik?

1-Kopya çekmeyi,

2-Sözlüye kalkarsak, arka sıradakileri öğütlemeyi,

3-Yazılı kağıtlarını değiştirmeyi,

4-Öğretmenin masasından yazılı notlarını yürütmeyi,

5-Ağlamayı, tepki büyütmeyi,

6-Vallahi kopya çekmedim diyerek yalan söylemeyi,

7-Bir gün büyüyünce öğretmen olucam ve ben öğrencilerime böyle yapmıcam demeyi,

8-Susmayı…

basariliogrenci

Ne mutlu ki zamanla eğitim düzeni de, insana yaraşır ölçüde bir evrim geçirdi. Öğrenciye verilen eğitimin sadece dilbilgisi kuralları, çarpım tablosu olmayacağını şimdi öğretmenlerimiz çok iyi biliyor.

*Güven duymanın,

*İyi ahlaklı olmanın,

*Yaratıcılığını ortaya çıkarmanın,

*Sevmenin,

*Toplumda var olduğunu, birey olduğunu, değer verildiğini görmenin,

*Dersleri zorlanmadan öğrenmenin,

*Hayal kurmanın ve hedeflerini oluşturmanın,

anahtarı şimdi sevgili öğretmenlerimizde…

İki dönem arasındaki farkı anlamama sebep olan kısa bir anımı anlatmak istiyorum. Teyzemin öğretmenliğini yaptığı okula misafir oldum. (ki bizde asla söz konusu değildi) Saygı ablanızla beş dakika sizi başbaşa bırakıyorum misafirimize ne söylemek istersiniz? diyerek teyzem masasına oturdu(İlkokul öğrencileri). Güzel sözlerin ardından öğrencilerden biri çok sevdiği bir şarkıyı onları ziyaret etmeme karşılık nezaket olarak bana söylemek istediğini söyledi. Şarkıya başladı, nakarat kısmında bütün sınıf katıldı ve çıkan ses fazlalaşınca ben istem dışı, panikle el işaretlerimle herkesi susturdum.

“Sessiz olmalısınız dışarıya sesiniz gidecek dedim.”

Öğrenciler öğretmenlerine bakarak:

“Bizim öğretmenimiz her zaman bize şarkı söyletiyor, biz hiç kimseyi rahatsız etmiyoruz. Başka sınıflardan ses gelince bizde katılıyor ve mutlu oluyoruz.” dediler.

Cevaplarını çocukların vermesini isteyen teyzem hiç müdahale etmedi sadece onları güven verecek bakışlarla ve, tebessümle destekledi.

Halbuki biz böyle öğrenmedik…

Eski eğitim düzenini eleştirmiyorum, BU YALNIZCA SİTEM! (ki zaten eleştriye açık değildi sanırım hala buna cesaretimiz yok) Sadece gerçekleri ve hafızlarımızdan hiç çıkmayacak sahneleri sizlerle paylaşıyorum. Üstelik bu yazıyı okurken “evet ben de böyle bir öğrencilik yaşadım” diye bağıran bir sürü gür ses duyuyorum…

Mesleğine gönlünü veren, hakkını emeğini esirgemeyen, tüm güzel yürekli öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutluyor, ellerinden öpüyorum.

Saygı Günenç

Kasım/2014

Muallimler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakar muallim ve mürebbilerini sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. 

ataturk imza (7)

Saygı Günenç tarafından yazıldı
Etiketler:,

“BU YALNIZCA SİTEM!” Yorumları (2 Adet)

  1. çağlar dedi ki:

    Saygı Hanım merhaba

    Yazınız güzel.Ben ingilizce öğretmeniyim.Kesinlikle böyle bir eğitim verildi bize de.Ben pozitif bir şekilde öğrencilerime faydalı olmaya onları derse sevdirmeye çalışıyorum.
    idealist öğretmenlere çok ihtiyacımız var.sevgi selamlar

    1. Saygı Günenç dedi ki:

      Merhaba Çağlar Bey,

      Sizin gibi öğretmenleri görmek, duymak bize umut veriyor. Başarılı çalışmalarınızın devamını dilerim. Teşekkürler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2.815 okunma

Başa Dön